Necati Demir

DÜŞÜNCEDE YARIŞMA EYLEMDE DAYANIŞMA

Necati Demir

ndemir@ksu.edu.tr

Güncelleme: 25 Aralik 2011 - 20:19

      

 

Necati Demir
ndemir@ksu.edu.tr

 

KahramanmaraÅŸlı hemÅŸerilerime merhaba diyerek on beÅŸ günde bir saygıdeÄŸer okuyucularımla birlikte olacağımdan büyük mutluluk ve haz duyacağım. İnÅŸallah okuyucularım da yazılarımdan tat alacaklardır. Bir yazarın okuyucularıyla kuracağı iletiÅŸimi anlaşılabilir hale getiren etken; kullanılan kavramlar üzerinde farklı algılama ve yorumlamaların en aza indirilmesidir. Yazılarım genelde düÅŸünce ve felsefi ağırlıklı olacaktır. Ancak, ülkede bin bir sorun varken, dünya açlık, yoksulluk, savaÅŸ ve soykırımlarla yanıp kavrulurken, ülkemiz dışarıdan düÅŸmanca politikaların kıskacında, içeride görüÅŸ ayrılıkları ve olmadık sorunların içinde debelenip dururken soyut felsefi sorunları birkaç tuzu kuru entelektüel için ya da sırf egonun tatmini için gündeme getirmek bir lüks deÄŸil mi diyenler olacaktır, elbette. Ancak görünen genelde aldatıcı olan ÅŸeydir. ÇoÄŸu ÅŸeyin göründüÄŸü gibi olmadığı, üzerinde durulan bir konu ya da sorunun kendisi kadar buna bakanların ruh yapıları ve bakış açılarının da etken olduÄŸu dikkate alındığında bir nesne ya da soruna nereden bakıldığı oldukça önemli hale gelir. Bir gün Sokrat evinde arkadaÅŸlarıyla geç saatlere kadar sohbet eder, hanımı bir ara sinirli bir biçimde gelip,  ‘artık çok geç oldu’, deyip gider. Sokrat bu uyarıya aldırmayıp sohbeti sürdürür. Bu kez hanımı gelip bir kova suyu onun başından boca eder. Sokrat, ‘yaÄŸmurun yaÄŸacağı gök gürlemesinden belliydi’, der. Sohbette oturanların her biri bu olayı, kendi bakış açısından deÄŸerlendirir. Biri der ki, ÅŸu Sokrat ne kadar hoÅŸgörülü bir insan, hanımının bu hakaretine tepki göstermedi. Bir diÄŸeri ‘ÅŸu Sokrat amma da kılıbıkmış da haberimiz yokmuÅŸ, hanımına sesini çıkaramadı’. Bir diÄŸeri ise, ‘Sokrat’ın hanımı amma da dirayetliymiÅŸ’. BaÅŸka biri de, ‘Sokrat bizim yanımızda tepki göstermedi, biz ayrıldıktan sonra hanımının payını fena ÅŸekilde verir’. Bir diÄŸeri ise, ‘biz de hiç anlayışlı davranamadık, kadın haklı, ÅŸimdiye kadar çoktan evlerimize gitmeliydik’, der. Bu öyküden anlaşılıyor ki, her insan görgüsü, bilgisi, mizacı, karakteri ve anlayışı doÄŸrultusunda deÄŸerlendirme yapabiliyor. Burada hakikatin tek deÄŸil çok boyutlu olduÄŸu ortaya çıkıyor. Bu yüzden atalarımız, ‘hakikat tek, lakin rivayet muhtelif’ demiÅŸlerdir. Bizim tek başımıza söylediÄŸimiz, hakikatin kendisi deÄŸil rivayetlerinden birisidir. Yine olgu ve olayların görünen yüzü, onların gerçekliklerinin deÄŸil bizim perspektifimizin görmek istediÄŸi görüntü de olabilir.

Benim açımdan güncelin arkasından yetiÅŸilemeyeceÄŸi, biraz sonra’nın ÅŸimdi ya da yarının bu gün, ÅŸimdi’nin biraz sonra ya da demin, bu günün 24 saat sonra dün olacağı, dolayısıyla günceli takip etmenin bizi, kedinin kuyruÄŸunu yakalamaÄŸa çalışması gibi anlamsızlığa düÅŸüreceÄŸini anlayıp güncelin peÅŸinde bu kadar koÅŸmanın, ona kendimizi kaptırmanın ne geçmiÅŸimizi deÄŸerlendirmede ne de geleceÄŸimizi hesap etmede, hatta ‘ÅŸimdi’yi ya da bu günü bile anlamlandırmada bir yararı olacağına ihtiyatla yaklaşılmalıdır.  Olayların aslı, infial ya da heyecan anında deÄŸil aklıselim, kalbiselim ve çeÅŸmiselim anında ortaya çıkarılabilir. Bir iÅŸi, eylemi yapmadan, bir karara, yargıya varmadan, bir ÅŸeyi düÅŸünmeden önce hatta düÅŸünceyi düÅŸünmeden iÅŸe baÅŸlamamalıyız.

Tarihimiz güncelin zaman içerisinde çok çabuk karşıtına dönüÅŸtüÄŸünün örnekleriyle doludur. Tanzimat’tan sonra belli bir kesim bizi hep batının kalkındıracağına inanmış, bizi ancak batının adam edeceÄŸine kani olmuÅŸtur. Åžimdi de belli bir kesim batının bizi tümden ortadan kaldıracağını dillendiriyor. Çok deÄŸil ülkemizde 15-20 yıl önceki batı karşıtı söylemi dillendiren belli bir kesimin ÅŸimdi AB taraftarı söylemini, yine aynı yıllar öncesinde batı hayranlığı söylemini dillendiren belli bir kesimin de batı karşıtı söylemi dillendirmesi bizi hayli düÅŸündürmelidir. Bu tür söylemleri dillendirenler, güncelin kargaÅŸasında kayboldukları, ciddi anlamda bir düÅŸünce dönemi yaÅŸamayıp güncel ÅŸartlara göre söylem ürettikleri izlenimi veriyorlar. Oysaki dünya ve hayat görüÅŸüne düÅŸünsel temeller edinilmeden ortaya konan toplumsal öÄŸretilerin geniÅŸ kitlelerde taban bulma, kalıcı ve sürekli olma olasılıkları oldukça düÅŸüktür. Bu yüzden bazı kiÅŸiler düÅŸünsel yaÅŸamları içince itiraflar, piÅŸmanlıklar ve günah çıkartmaları yaÅŸamaktadır. Üzülerek belirtmeliyiz ki, ülkemiz henüz ne köklü toplumsal sınıf ve deÄŸer gruplarını oluÅŸturabilmiÅŸ ne de köklü düÅŸünsel öÄŸretileri üretebilmiÅŸtir. Bunun biraz da çağımızın sistematik düÅŸünce döneminden uzaklaşıp genel anlamda düÅŸüncelerde bir dağınıklığın ve kırılganlığın yaÅŸanmasının da bir sonucu olduÄŸu söylenebilir. Ancak bizdeki düÅŸünsel zikzaklarda, daha çok ciddi anlamda ülkemizin bir düÅŸünsel evreyi yaÅŸamayışının etken olduÄŸu söylenebilir.

Biz yönümüzü, yolumuzu derdimizi ve devamızı bilemez isek, yani dünya ve hayat görüÅŸümüzü belirleyemezsek, Sisifos’un anlamsız çabasından farkı kalmaz tüm yapıp etmelerimizin. DoÄŸruyu konuÅŸmaktan önce, doÄŸruyu yapmak, iyiyi dillendirmekten önce iyiyi iÅŸlemek ve güzeli görmezden önce güzel olmak gibi kendimize bir etik yön ve yol edinmemiÅŸsek, biz ne doÄŸruyu, ne iyiyi ne de güzeli temsil edemeyiz. 

               Bunun için yapılacak ilk iÅŸ; zihnimizi ve gönlümüzü –güncelin bilgi ve duygu kirliliÄŸinden kurtarıp- arı duru hale getirmek, yani bilgi ve deÄŸer anlayışı oluÅŸturmaktır. Bilimsel, dinsel, felsefi ve sanatsal çoÄŸu kavramların bilgi kuramı baÄŸlamında irdelenip saÄŸlam temellere oturtulması gerekmektedir. KuÅŸatıcı bir ulus görüÅŸümüz, kapsamlı bir tarih ve kadim bir din anlayışımız olmadıkça, ulusçu olmamızın, tarihi sorgulamamızın, dini deÄŸerlendirmemizin anlamı olmayacaktır. Bu deÄŸerlerin hem çözümlemesi hem de bileÅŸimi yapılmadan toplumsal deÄŸerlere zararı en fazla onu savunanlar verecektir. Yurt, ulus, dil, din, devlete iliÅŸkin zihinsel donanım kazanamamışsak milli, dini ve insani amaç edinememiÅŸsek sorunlarımız küçülmeyecek, aksine büyüyecektir. Bunların sonucunda da bizi sevenler azalacak ve bize hasım olanlar çoÄŸalacaktır. Hatta biz birbirimize çirkin görüneceÄŸiz, demektir. Bu nedenle ülkenin ileri gelenlerin bir araya gelip kullandığız kavramları ve deÄŸerleri katı bir biçimde kodifiye etmemek ÅŸartıyla arılaÅŸtırma ve saflaÅŸtırma iÅŸlemini yapmaları gerekir. Bu çabada temel ilke; düÅŸüncede rakip (yarışma), eylemde refik (dayanışma) olmalıdır. İnsanların tabiatları gereÄŸi birçok yeti ve potansiyele sahip olarak doÄŸmaları, tüm bireylerin aynı düÅŸünceyi savunmalarını imkansız hale getirir. Ancak, toplum halinde, birlikte yaÅŸamak da ortak aklı oluÅŸturmayı gerektirmektedir. Bu da ülkenin düÅŸünsel çatısı yani intelijansiyasının oluÅŸturulmasına baÄŸlıdır. Bu intelijansiya, farklı hatta birbirine zıt düÅŸünceler ileri süren bireyleri bu ülkenin birlik ve dirliÄŸi, ilerleme ve baÅŸarısı etrafında kenetlenmesini, yani düÅŸüncede yarışmayı, eylemde dayanışmayı saÄŸlayacaktır. Çünkü bu yurt üzerinde eleÅŸtirilenler gibi eleÅŸtirenler, hoÅŸnutlar gibi hoÅŸnut olmayanlar da yaÅŸamaktadır. 
               Yapılması gereken ikinci iÅŸi en iyi betimleyebilecek olan bir atasözümüzdür. ‘Kiçi dağın tepesinde yaÅŸayacağımıza, ulu dağın eteklerinde yaÅŸayalım’, yani ‘küçük küçük ayrışalım deÄŸil büyüÄŸü birlikte paylaÅŸalım’, görüÅŸünü benimsemektir. Büyük düÅŸünce, bölen, parçalayan ve küçülten düÅŸünce deÄŸil, birleÅŸtiren, kaynaÅŸtıran ve büyüten düÅŸüncedir. Bunun yolu, düÅŸünsel çatımızı güncel sorunlara deÄŸil de, derin tarihsel köklere göre oluÅŸturmak, kavram ve deÄŸerlerimizi tarih boyunca birlikte savunduÄŸumuz deÄŸerlerden seçmektir. Gelenekle deÄŸiÅŸim kavramlarını birbirinin uzlaÅŸmaz karşıtları olarak deÄŸil birbirini besleyen düÅŸünsel rakipleri olarak anlamamız gerekir. Çünkü bizim ‘biz’ kalmamız için, deÄŸiÅŸmeyen deÄŸerlerimizin olması gerektiÄŸi gibi bizim ‘ilerlememiz’ için de deÄŸiÅŸim olgusuna açık olmamız gerekmektedir. Ancak, deÄŸiÅŸmesini istemediÄŸimiz gelenekler ‘ilerlememize’, deÄŸiÅŸim olgusu da bizim ‘kendimiz olarak’ kalmamıza engel oluÅŸturmamalıdır. Gelenekle deÄŸiÅŸme öÄŸesini düÅŸüncede rakip eylemde refik (arkadaÅŸ, yoldaÅŸ) haline getirmedikçe sonunun çözümü zor gözükmektedir. DüÅŸünsel çatı (intelijansiya) altında yaÅŸamak için zıtların varlığından rahatsız olmak ÅŸöyle dursun, bunların ilerleme ve geliÅŸim dinamiÄŸimiz olarak görülmesi gerekir. Çünkü ülke içinde zıtları ortadan kaldırıp düzlersek, alternatif olarak bizden olmayan deÄŸer, kavram ve güçler bizim içimize alternatif güçler olarak belirecektir. Bir toplumun çözülüÅŸünün nedenlerinden bir de alternatifini kendi içinden çıkarma becerisini gösteremeyiÅŸidir. 

En basit bir organizmada bile birbirinden farklı ve zıt unsurlar bulmak mümkündür. Ama bu zıt unsurlar birbirinden farklı ve zıt oldukları için kopmaz. İnsan organizmasında da birbiriyle zıt ve farklı organlar olmasına karşın bunlar bir arada uyum içinde iÅŸlevlerini sürdürür. EÄŸer vücut iÅŸlevlerinin iradi olmayanları bizim irademize verilmiÅŸ olsaydı, her bir insan beÄŸenmediÄŸi organının iÅŸlevini iptal eder hatta belki de organı yok etmeÄŸe çalışırdı. Organizmamız tüm unsur ve iÅŸlevleriyle bir bütünlük arzetmektedir. Toplum yapısı da bunun gibi tüm grup ve organlarıyla bir bütünlük gösterir. Bir grup beÄŸenmediÄŸi grubun iÅŸlevini ortadan kaldırmaÄŸa çalışırsa toplumsal bütünlük yaralanacak hatta parçalanacaktır. Bir vücutta bir organ kendi dizaynına uygun iÅŸlevin dışına çıkıp diÄŸer organların iÅŸlevine müdahale etmeÄŸe çalışması nasıl ki vücutta bir karmaÅŸa ve çatışma, yani hastalık oluÅŸturuyorsa, toplumsal grupların ve organların da birbirlerinin iÅŸ ve görevlerine hatta varlıklarına müdahale etmeleri toplumsal yapının içinde bir çatışma ve karmaÅŸa,  yani toplumsal bir bunalım ortaya çıkaracaktır.


 

İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorumunuz (Zorunlu)
Ad-Soyad: (Zorunlu) E-Posta Adresi: (Zorunlu) Websitesi: (Opsiyonel)